Diplomatik Gerilim Zirvede: 48 Saatlik Süre Doldu, Gözler Müzakere Masasında
Uluslararası arena, son günlerde Orta Doğu merkezli yeni bir krizin eşiğinden döndü. Amerika Birleşik Devletleri tarafından İran’a tanınan ve tüm dünyanın nefesini tutarak takip ettiği 48 saatlik sürenin dolmasının ardından, diplomasi kanallarının yeniden devreye girdiği ve kritik müzakereler için takvimin belirlendiği açıklandı. Küresel piyasaları ve bölgesel güç dengelerini doğrudan etkileyen bu gerilim, tarafların Viyana’da yeniden masaya oturma kararı almasıyla şimdilik yatışmış görünse de, sürecin oldukça hassas ve zorlu geçmesi bekleniyor.
Geride bıraktığımız haftalarda artan tansiyon, bölgedeki vekalet savaşları ve İran’ın nükleer programındaki ilerlemelere ilişkin endişelerle tetiklenmişti. Washington yönetiminin, Tahran’a yönelik sert bir dille ilettiği ve somut adımlar atılması için verdiği 48 saatlik mühlet, uluslararası toplumda bir askeri müdahale endişesini körüklemişti. Ancak sürenin sonunda arabulucu ülkelerin yoğun diplomatik çabaları sonuç verdi ve taraflar, kapsamlı bir anlaşma arayışıyla görüşmelere devam etme konusunda anlaştı.
Müzakerelerin Perde Arkası: Masadaki Zorlu Gündem Maddeleri
Diplomatik kaynaklardan sızan bilgilere göre, önümüzdeki hafta Avusturya’nın başkenti Viyana’da başlaması planlanan görüşmelerin ana gündem maddesi, 2015 yılında imzalanan ancak ABD’nin 2018’de tek taraflı olarak çekildiği nükleer anlaşmaya (JCPOA) geri dönülmesi olacak. Ancak bu kez masadaki konuların daha kapsamlı ve çetrefilli olduğu belirtiliyor.
ABD’nin Talepleri: Washington kanadı, İran’ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerini anlaşma koşullarının da ötesinde, daha sıkı bir denetim mekanizmasıyla sınırlandırmasını talep ediyor. Ayrıca, İran’ın balistik füze programının müzakereye açılması ve ülkenin Orta Doğu’daki vekil güçlere (proxy) verdiği desteğin sonlandırılması gibi konuları da gündeme getirmeyi planlıyor. Amerikan yönetimi, bu şartlar kabul edilmediği sürece ekonomik yaptırımların kademeli olarak ve sınırlı bir şekilde kaldırılacağını vurguluyor.
İran’ın Kırmızı Çizgileri: Tahran yönetimi ise müzakerelere ön koşul olarak, ABD’nin uyguladığı tüm ekonomik ve finansal yaptırımların derhal ve tamamen kaldırılmasını şart koşuyor. İranlı yetkililer, nükleer programlarının barışçıl amaçlı olduğunu ve balistik füze programının ülkenin savunma doktrininin bir parçası olarak pazarlık konusu yapılamayacağını defalarca dile getirdi. İran için bir diğer kırmızı çizgi ise, yaptırımların kaldırılmasının ardından bunun doğrulanabilir olması ve gelecekte benzer bir şekilde tek taraflı olarak geri getirilmeyeceğine dair güvenceler verilmesi.
Küresel Güçler ve Bölgesel Aktörler Süreci Nasıl Yorumluyor?
Viyana’da gerçekleşecek müzakereler sadece ABD ve İran’ı değil, aynı zamanda küresel ve bölgesel pek çok aktörü de yakından ilgilendiriyor. Anlaşmanın diğer tarafları olan Avrupa Birliği, Rusya ve Çin, sürecin en başından beri diplomatik çözümden yana tavır alıyor. Özellikle Avrupa Birliği, anlaşmanın çökmesinin Avrupa’nın güvenliği için ciddi bir tehdit oluşturacağını belirterek taraflar arasında köprü kurmaya çalışıyor.
Rusya ve Çin ise ABD’nin tek taraflı yaptırımlarını eleştirerek İran’ın pozisyonuna daha yakın bir duruş sergiliyor. Bu iki güç, yaptırımların kaldırılmasının müzakerelerde ilerleme sağlanması için ilk adım olması gerektiğini savunuyor.
Bölgesel aktörler olan İsrail ve Suudi Arabistan ise süreci endişeyle takip ediyor. Her iki ülke de İran’ın nükleer silah elde etme potansiyelinden ve bölgesel nüfuzunu artırmasından derin kaygı duyuyor. İsrailli yetkililer, 2015’teki anlaşmanın yetersiz olduğunu ve İran’ı durdurmadığını sık sık dile getirirken, yapılacak yeni bir anlaşmanın çok daha katı denetimler içermesi gerektiğini belirtiyor. Bu nedenle müzakere sürecini baltalayabilecek her türlü hamleye karşı hazırlıklı oldukları mesajını veriyorlar.
Sonuç: Kırılgan Bir Zemin Üzerinde Diplomasi Köprüsü
Sonuç olarak, ABD ve İran arasında bir müzakere tarihinin belirlenmiş olması, tırmanan gerilimi düşürmesi açısından olumlu bir adım olarak değerlendirilebilir. Ancak bu, sorunların çözüldüğü anlamına gelmiyor. Tarafların pozisyonları arasındaki derin uçurum, karşılıklı güvensizlik ve bölgesel dinamiklerin karmaşıklığı, Viyana’daki görüşmelerin ne denli zorlu geçeceğinin bir göstergesi. Önümüzdeki haftalar, sadece Orta Doğu’nun değil, aynı zamanda küresel barış ve istikrarın geleceği açısından da kritik bir döneme işaret ediyor. Dünyanın gözü kulağı, bu kırılgan zemin üzerine kurulmaya çalışılan diplomasi köprüsünden gelecek haberlerde olacak.
