Avrupa Hayali Bürokrasi Duvarına Çarpıyor
Bir zamanlar tatil, iş gezisi veya aile ziyareti için heyecan verici bir başlangıç olan Avrupa’ya seyahat planları, son yıllarda Türk vatandaşları için giderek artan bir endişe ve belirsizlik kaynağına dönüştü. Schengen vizesi başvuru sürecinde yaşanan zorluklar, rekor seviyelere ulaşan ret oranları ve konsoloslukların uygulamaya koyduğu akıl almaz yeni kurallar, seyahat özgürlüğünün önünde adeta bir bürokrasi duvarı örüyor. Eskiden standart belgelerle kolayca halledilebilen bu süreç, artık başvuru sahiplerini hem maddi hem de manevi olarak yıpratan bir çileye dönüşmüş durumda.
Banka Hesaplarında “Organik Birikim” Şartı
Vize başvurularında en çok dikkat çeken ve başvuru sahiplerini en çok zorlayan uygulamaların başında banka hesaplarına yönelik incelemeler geliyor. Konsolosluklar, başvuru sahibinin seyahat masraflarını karşılayabilecek finansal güce sahip olduğunu görmek istiyor. Ancak bu yeterlilik, artık sadece hesapta belirli bir miktarda para bulunmasıyla kanıtlanamıyor. Son dönemdeki yeni ve yazılı olmayan kurala göre, vize başvurusundan hemen önce hesaba yatırılan yüksek meblağlar, şüpheyle karşılanıyor ve doğrudan ret sebebi sayılabiliyor. Konsolosluk yetkilileri, başvuru sahibinin hesabındaki paranın bir yerden borç alınarak veya ani bir satış yapılarak değil, zaman içinde, düzenli bir gelirle ve ‘organik’ bir şekilde biriktiğini görmek istiyor. Bu durum, özellikle serbest çalışanlar veya ani nakit ihtiyacı için varlıklarını (araç, mülk vb.) satan kişiler için büyük bir dezavantaj yaratıyor. Vize danışmanları, başvuru yapmayı planlayan kişilere, seyahatten aylar önce banka hesaplarında düzenli ve açıklanabilir bir hareketlilik oluşturmalarını tavsiye ediyor. Ancak bu durum, anlık gelişen seyahat planlarını neredeyse imkansız kılıyor.
Ödemesi Yapılmış Bilet ve Otel: Geri Dönüşü Olmayan Risk
Geçmişte birçok Schengen ülkesi, vize başvurusu için sadece otel ve uçak rezervasyonlarını yeterli görürken, artık bu belgelerin ‘satın alınmış’ ve ‘ödemesi yapılmış’ olması talep ediliyor. Üstelik bu rezervasyonların çoğunlukla ‘iptal edilemez’ şartıyla yapılması isteniyor. Bu durum, başvuru sahiplerini devasa bir finansal riskin altına sokuyor. Binlerce lira ödeyerek satın aldıkları uçak biletleri ve otel konaklamaları, vizelerinin reddedilmesi durumunda tamamen yanıyor. Başvuru sahipleri, daha seyahat edip edemeyeceklerini bilmeden ciddi bir harcama yapmak zorunda kalıyor. Bazı konsoloslukların, başvurudaki otelleri arayarak rezervasyonun gerçekten ödenip ödenmediğini teyit ettiği, hatta en ufak bir şüphede başvuruyu olumsuz sonuçlandırdığına dair vakalar da yaşanıyor. Bu uygulama, vize sürecini bir güven testinden çok, başvuru sahibi için bir kumar haline getiriyor.
Davetiyeler Mercek Altında: Akrabalık Tek Başına Yetmiyor
Avrupa’da yaşayan bir akraba veya arkadaştan alınan davetiye, eskiden vize alımını kolaylaştıran önemli bir belgeydi. Ancak artık davetiyeler de tek başına yeterli olmuyor. Konsolosluklar, davetiyeyi gönderen kişinin finansal durumunu, gelirini ve hatta yaşadığı evin koşullarını dahi mercek altına alıyor. Davet eden kişiden maaş bordroları, banka hesap dökümleri, kira kontratı gibi ek belgeler talep edilebiliyor. Amaç, davet eden kişinin başvuru sahibine gerçekten sponsor olup olamayacağını teyit etmek. Bu durum, basit bir aile ziyaretini bile karmaşık bir finansal denetim sürecine dönüştürüyor ve hem davet eden hem de davet edilen taraf üzerinde büyük bir baskı yaratıyor.
Uygulamaların Perde Arkası: Siyaset mi, Güvenlik mi?
Schengen ülkelerinin Türk vatandaşlarına yönelik bu katı tutumunun arkasında yatan nedenler konusunda çeşitli spekülasyonlar bulunuyor. Uzmanlar, bu durumun tek bir nedene bağlanamayacağını, birden fazla faktörün bir araya gelmesiyle oluştuğunu belirtiyor. Türkiye ile bazı Avrupa Birliği ülkeleri arasında zaman zaman yaşanan siyasi gerilimlerin konsolosluk politikalarına yansıdığı düşünülüyor. Bunun yanı sıra, Avrupa genelinde artan düzensiz göçmen endişesi de vize politikalarının sıkılaşmasında önemli bir rol oynuyor. Konsolosluklar, başvuru sahiplerinin seyahat sonrası ülkelerine geri döneceğine dair güçlü kanıtlar görmek istiyor ve Türkiye’deki mevcut ekonomik koşullar, bu konuda bir risk faktörü olarak değerlendirilebiliyor. Pandemi sonrası artan başvuru yoğunluğu ve konsolosluklardaki personel yetersizliğinin de daha hızlı ve bazen daha yüzeysel değerlendirmelere, dolayısıyla daha fazla ret kararına yol açtığı da iddialar arasında yer alıyor. Sebep ne olursa olsun, sonuç değişmiyor: Türk vatandaşları için Avrupa’ya seyahat etmek her geçen gün daha zor ve maliyetli bir hal alıyor.
