Küresel Satranç Tahtası Yeniden Kuruluyor: “Yeni Soğuk Savaş” Kavramı
20. yüzyılın ikinci yarısına damgasını vuran Soğuk Savaş, demir bir perdeyle ayrılmış iki kutuplu bir dünya düzenini ifade ediyordu. Bugün ise uluslararası ilişkiler uzmanları ve siyasetçiler, küresel bir rekabetin yeniden alevlendiğini belirterek sıkça “yeni bir soğuk savaş” dönemine girildiği uyarısında bulunuyor. Ancak deneyimli İzlandalı siyasetçi ve Avrupa Konseyi Parlamenter Meclisi üyesi, bu yeni dönemin eskisinin bir tekrarı olmayacağını, aksine tamamen farklı kurallar, aktörler ve mücadele alanları ile şekilleneceğini vurguluyor. Bu analiz, geçmişin hayaletleriyle değil, geleceğin belirsizlikleriyle yüzleşmemiz gerektiğini ortaya koyuyor.
Geçmişteki mücadelenin merkezinde Washington ve Moskova arasındaki ideolojik ve askeri çekişme yer alıyordu. Dünya, kapitalizm ve komünizm ekseninde net bir şekilde bölünmüştü. Günümüzün rekabet ortamı ise çok daha karmaşık ve çok merkezli. Amerika Birleşik Devletleri’nin karşısında sadece Rusya değil, aynı zamanda ekonomik ve teknolojik bir dev olarak yükselen Çin de bulunuyor. Avrupa Birliği, Hindistan, Brezilya gibi diğer güç merkezleri de bu denklemi daha da karmaşık hale getirerek, dünyayı iki kutuplu bir yapıdan çok kutuplu bir güç mücadelesi arenasına dönüştürüyor. Bu durum, ittifakların daha akışkan, ilişkilerin ise daha pragmatik olmasını zorunlu kılıyor.
İdeolojiden Pragmatizme: Farklı Bir Rekabet Anlayışı
Eski Soğuk Savaş’ın temel motivasyonu, komünizm ve kapitalizm arasındaki ideolojik savaştı. Taraflar, kendi dünya görüşlerini yaymak için her türlü aracı kullanıyordu. Yeni dönemde ise ideolojik sloganların yerini ekonomik çıkarlar, teknolojik üstünlük ve stratejik kaynak kontrolü almış durumda. Mücadele artık tanklar ve füzelerle değil, ticaret anlaşmaları, tedarik zincirleri, 5G altyapıları ve yapay zeka algoritmaları üzerinden yürütülüyor.
Bu yeni rekabetin en belirgin yüzü, ABD ve Çin arasındaki ticaret ve teknoloji savaşlarıdır. Yarı iletken çip üretiminden nadir toprak elementlerinin kontrolüne, siber güvenlikten uzay yarışına kadar her alan, birer jeopolitik mücadele sahasına dönüşmüş durumda. Ülkeler artık sadece askeri güçleriyle değil, aynı zamanda ekonomik dayanıklılıkları, teknolojik inovasyon kapasiteleri ve küresel tedarik zincirlerindeki kilit rolleriyle de ölçülüyor. Bu durum, geleneksel güvenlik anlayışını kökten değiştirerek ekonomik güvenliği ulusal güvenliğin merkezine yerleştiriyor.
Yeni Cepheler: Siber Uzay ve Arktik Bölgesi
İzlandalı siyasetçinin dikkat çektiği en önemli noktalardan biri, mücadelenin coğrafi olarak da yeni alanlara kaymasıdır. 20. yüzyılın aksine, günümüzdeki gerilim sadece belirli coğrafyalardaki vekalet savaşlarıyla sınırlı değil. En önemli yeni cephelerden biri, sınırları olmayan siber uzay. Devlet destekli hacker grupları, kritik altyapılara yönelik siber saldırılar, dezenformasyon kampanyaları ve dijital casusluk faaliyetleri, artık günlük yaşamın bir parçası haline gelmiş durumda. Bu görünmez savaş, toplumların istikrarını ve demokratik süreçleri doğrudan hedef alıyor.
İkinci kritik yeni cephe ise iklim değişikliğinin bir sonucu olarak ortaya çıkan Arktik bölgesi. Buzulların erimesiyle birlikte Kuzey Kutbu’nda yeni deniz ticaret yolları açılıyor ve bölgenin zengin doğal kaynaklarına erişim kolaylaşıyor. Bu durum, başta Rusya, ABD, Kanada ve Çin olmak üzere birçok ülkenin bölgedeki askeri ve ekonomik varlığını artırmasına neden oluyor. Stratejik konumu nedeniyle İzlanda gibi ülkeler için Arktik’teki bu rekabet, hem büyük bir risk hem de önemli bir fırsat anlamına geliyor. Bölgenin militarizasyonu, yeni bir gerilim odağı yaratma potansiyeli taşıyor.
Değişen İttifaklar ve Türkiye Gibi Ülkelerin Rolü
Yeni soğuk savaş düzeni, Türkiye gibi stratejik öneme sahip ülkeleri de derinden etkiliyor. Eski düzende ülkeler genellikle net bir şekilde bir kampı seçmek zorunda kalırken, günümüzün çok kutuplu dünyası daha esnek ve dinamik bir dış politika izleme imkanı sunuyor. Ancak bu durum, aynı zamanda büyük zorlukları da beraberinde getiriyor. Türkiye, bir yandan NATO üyesi olarak Batı ittifakı içindeki konumunu korumaya çalışırken, diğer yandan Rusya ile enerji ve savunma alanlarında, Çin ile de ekonomik projelerde iş birliği yapıyor.
Bu denge politikası, ülkelere manevra alanı sağlasa da, büyük güçlerin baskıları arasında sıkışma riskini de artırıyor. İzlandalı uzmana göre, bu yeni dönemde orta büyüklükteki güçlerin başarısı, farklı aktörlerle aynı anda diyalog kurabilme ve kendi ulusal çıkarlarını koruyarak esnek ittifaklar geliştirebilme yeteneklerine bağlı olacak. Tek bir güce körü körüne bağlanmak yerine, çok yönlü ve pragmatik bir dış politika izlemek, belirsizliklerle dolu bu çağda ayakta kalmanın anahtarı olarak görülüyor.
Geleceğe Bakış: Belirsizlik ve Diplomasi Vurgusu
Sonuç olarak, dünya yeniden bir büyük güç rekabeti dönemine girmiş olsa da, bu dönemi anlamak için geçmişin şablonları yetersiz kalıyor. Aktörlerin, motivasyonların ve mücadele alanlarının tamamen değiştiği bu yeni soğuk savaş, eskisinden çok daha öngörülemez ve karmaşık bir yapıya sahip. Bu süreçte, ideolojik katılık yerine stratejik esneklik, askeri güç gösterileri yerine diplomatik diyalog ve teknolojik inovasyon ön plana çıkıyor. Küresel sistemin topyekûn bir çatışmaya sürüklenmesini önlemek için uluslararası kurumların yeniden yapılandırılması ve çok taraflı diplomasi kanallarının her zamankinden daha açık tutulması hayati önem taşıyor.
