Avrupa’nın Kilitlenmiş Düğümü: AB ve Macaristan Arasındaki Kriz Derinleşiyor

Avrupa Birliği’nin İç Sınavı: Brüksel ve Budapeşte Hattında Yükselen Tansiyon

Avrupa Birliği, tarihinin en karmaşık iç krizlerinden biriyle yüzleşiyor. Bir yanda birliğin temel değerlerini ve kurumsal bütünlüğünü savunan Brüksel, diğer yanda ulusal egemenlik vurgusuyla kendi politikalarını izlemekte ısrar eden Budapeşte… Başbakan Viktor Orbán yönetimindeki Macaristan ile AB kurumları arasındaki gerilim, son dönemde dondurulan milyarlarca euroluk fonlar ve stratejik konulardaki veto tehditleriyle zirveye tırmanmış durumda. Bu çekişme, sadece iki taraf arasındaki bir anlaşmazlık olmaktan çıkıp, birliğin gelecekteki karar alma mekanizmalarını ve üye devletlerle olan ilişkilerini temelden sarsma potansiyeli taşıyor.

Soğuk Savaş sonrası dönemde büyük bir umutla birliğe katılan Macaristan’ın, bugün AB’nin en “sorunlu” üyesi olarak anılması, gelinen noktanın vahametini gözler önüne seriyor. Peki, tarafları bu denli keskin bir yol ayrımına getiren neydi? Krizin kökleri, yalnızca güncel politik çekişmelerde değil, aynı zamanda yıllardır süregelen ideolojik ve hukuki farklılıklarda yatıyor.

Gerilimin Kökenleri: Hukukun Üstünlüğü ve Demokratik Değerler Çatışması

AB-Macaristan krizinin temelinde, Avrupa Birliği’nin üzerine inşa edildiği temel ilkelerden biri olan “hukukun üstünlüğü” ilkesine yönelik endişeler bulunuyor. AB Komisyonu ve Avrupa Parlamentosu, uzun bir süredir Macaristan’daki yargı bağımsızlığı, medya özgürlüğü, akademik hürriyetler ve sivil toplum kuruluşlarının faaliyet alanı gibi konularda ciddi gerilemeler yaşandığını raporluyor. Özellikle yargı sistemine yönelik yapılan reformların, yargıçların bağımsızlığını zedelediği ve siyasi etkiye açık hale getirdiği yönündeki eleştiriler, Brüksel’in en önemli argümanlarından birini oluşturuyor.

Buna ek olarak, kamu ihalelerindeki şeffaflık eksikliği ve AB fonlarının kullanımıyla ilgili yolsuzluk iddiaları da gerilimi tırmandıran bir diğer önemli faktör. Avrupa Komisyonu, Macar hükümetinin bu endişeleri gidermek için yeterli ve etkili adımlar atmadığını savunarak, birliğin mali çıkarlarını koruma altına almak amacıyla çeşitli mekanizmaları devreye soktu. Bu durum, Macaristan’a karşı tarihi bir adım olan ve üye devletin oy hakkının askıya alınmasına kadar gidebilecek olan 7. Madde sürecinin başlatılmasına yol açtı. Macaristan hükümeti ise bu suçlamaları, ülkenin egemenliğine yönelik siyasi bir saldırı ve muhafazakar politikalarına karşı bir “cadı avı” olarak nitelendiriyor.

Ekonomik Baskı Aracı: Dondurulan Milyarlarca Euroluk Fonlar

Siyasi ve hukuki tartışmaların en somut yansıması, ekonomik alanda yaşanıyor. Avrupa Birliği, hukukun üstünlüğü koşuluna bağlılık mekanizmasını kullanarak Macaristan’a tahsis edilen on milyarlarca euroluk fonu dondurma kararı aldı. Bu fonlar, ülkenin altyapı, bölgesel kalkınma ve pandemi sonrası ekonomik toparlanma programları için hayati önem taşıyor. Dondurulan fonlar arasında Uyum Fonları ve Ulusal Toparlanma Planı kapsamında sağlanacak hibeler ve krediler de bulunuyor.

Brüksel, bu fonların serbest bırakılmasını, Macaristan’ın yargı bağımsızlığını güçlendirecek, yolsuzlukla mücadeleyi etkinleştirecek ve kamu alımlarında şeffaflığı sağlayacak somut reformları hayata geçirmesi şartına bağlıyor. Bu durum, Orbán hükümeti üzerinde ciddi bir ekonomik baskı yaratıyor. Budapeşte yönetimi, AB’nin bu hamlesini “finansal şantaj” olarak tanımlarken, gerekli yasal düzenlemeleri yaptıklarını ancak Brüksel’in sürekli olarak yeni taleplerde bulunduğunu iddia ediyor. Fonların kilitlenmesi, Macar ekonomisini olumsuz etkilerken, siyasi pazarlıklarda da en önemli koz olarak masada duruyor.

Ukrayna Krizi ve Macaristan’ın Stratejik Veto Kozu

İçeride yaşanan hukukun üstünlüğü ve fon krizi, Rusya’nın Ukrayna’yı işgaliyle birlikte yeni ve tehlikeli bir boyut kazandı. Macaristan, AB’nin dış politika ve güvenlik gibi oy birliği gerektiren kararlarında veto hakkını stratejik bir koz olarak kullanmaya başladı. Özellikle Ukrayna’ya yapılması planlanan 50 milyar euroluk makro-finansal yardım paketini uzun süre bloke etmesi, birlik içinde büyük bir krize neden oldu. Orbán hükümeti, bu vetosunu genellikle dondurulan AB fonlarının serbest bırakılması için bir pazarlık unsuru olarak kullandı.

Ayrıca, Macaristan’ın Rusya’ya yönelik bazı yaptırımlara karşı çıkması ve Moskova ile enerji başta olmak üzere yakın ilişkilerini sürdürmesi, diğer 26 üye ülke tarafından tepkiyle karşılanıyor. Budapeşte’nin bu tutumu, AB’nin kriz anlarında ortak bir dış politika sergileme yeteneğini ciddi şekilde sorgulatıyor ve birliğin jeopolitik aktör olma hedefine zarar veriyor. Bu durum, AB’nin oy birliği kuralının gelecekte nasıl işleyeceğine dair temel bir tartışmayı da yeniden alevlendirmiş durumda.

Gelecek Senaryoları: Uzlaşma mı, Kopuş mu?

Avrupa Birliği ve Macaristan arasındaki ilişkiler, bıçak sırtı bir denge üzerinde ilerliyor. Taraflar arasında bir uzlaşma sağlanması, Macaristan’ın AB’nin talep ettiği reformlar konusunda somut ve geri döndürülemez adımlar atmasına bağlı. Aksi takdirde, dondurulan fonlar ve siyasi izolasyon devam edecektir. Diğer bir senaryo ise gerilimin daha da tırmanması ve AB’nin Macaristan’a karşı daha sert tedbirler almasıdır. Bu durum, birliğin bütünlüğünü ve dayanışma ruhunu derinden sarsabilir. Her ne kadar sıkça dile getirilmese de, ilişkilerin tamamen kopma noktasına gelmesi ve bir “Huxit” senaryosunun tartışılması, mevcut krizin ne kadar derin olduğunu gösteren en uç ihtimal olarak varlığını koruyor. Sonuç olarak, bu krizin nasıl çözüleceği, yalnızca Macaristan’ın değil, tüm Avrupa Birliği’nin gelecekteki yapısını ve işleyişini şekillendirecek kritik bir test niteliği taşıyor.

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir