Savaşın Gölgesinde Bir Ramazan Sabahı
Müslüman alemi için manevi arınma, ibadet ve paylaşma ayı olan Ramazan, bu yıl Gazze Şeridi için bambaşka bir anlam taşıyor. Ezan seslerinin yerini patlama seslerinin aldığı, aile sofralarının kurulduğu sıcak yuvaların enkaz yığınlarına dönüştüğü bir coğrafyada, Filistinliler kutsal aya hayatta kalma mücadelesiyle girdi. Aylardır devam eden şiddetli çatışmaların gölgesinde, yüz binlerce insan için iftar sofrası, yıkılmış binaların beton blokları ve bükülmüş demirleri arasında kurulan derme çatma bir yer sofrasından ibaret. Soğuk hava ve bombardıman tehdidi altında, oruçlarını bir yudum su ve birkaç lokma konserve ile açan Gazzelilerin yaşadığı dram, Ramazan’ın birleştirici ruhunu derin bir hüzünle karşılıyor.
Yıkıntılar Arasında Kurulan En Acı İftar Sofraları
Normal şartlarda Ramazan, Gazze sokaklarını süsleyen ışıklar, iftar saatinde evlerden yükselen yemek kokuları ve teravih namazı için camilere akan insan seliyle yaşanırdı. Ancak bu yıl tablo tamamen farklı. Özellikle Refah kenti başta olmak üzere sığınmacıların yoğunlaştığı bölgelerde, derme çatma çadırlarda yaşayan aileler, en temel yaşam malzemelerinden dahi yoksun. Bir zamanlar komşularıyla birlikte büyük iftar sofraları kuran insanlar, şimdi bir parça ekmeği veya bir kutu konserveyi paylaşarak oruçlarını açmak zorunda kalıyor. Gıda yardımının bölgeye girişi son derece kısıtlı olduğu için, karaborsada fiyatlar fahiş seviyelere ulaşmış durumda. Birçok aile, çocuklarına iftarda ve sahurda ne yedireceğini bilememenin çaresizliğini yaşıyor. Yıkılan evlerinin molozları üzerinde ateş yakarak bulabildikleri birkaç malzemeyle basit bir çorba pişirmeye çalışan annelerin görüntüsü, bölgedeki insani krizin boyutlarını gözler önüne seriyor.
İnsani Kriz Derinleşirken Ateşkes Umutları Sönüyor
Uluslararası toplumun ve yardım kuruluşlarının tüm çağrılarına rağmen, Ramazan ayının başlamasıyla birlikte bölgede bir insani ateşkes sağlanamadı. Ay başlamadan önce yürütülen diplomatik müzakerelerden sonuç alınamaması, Gazze’deki siviller için umutları daha da azalttı. Temiz suya, ilaca, elektriğe ve gıdaya erişimin neredeyse imkansız hale geldiği bölgede, oruç tutmak sağlık açısından da büyük riskler taşıyor. Özellikle çocuklar, yaşlılar ve kronik hastalığı olanlar için yetersiz beslenme ve su kaybı hayati tehlike oluşturuyor. Birleşmiş Milletler ve diğer uluslararası kuruluşlar, bölgede kıtlık riskinin en üst seviyeye çıktığı uyarısını yinelerken, insani yardım koridorlarının acilen ve engelsiz bir şekilde açılması gerektiğini vurguluyor. Ancak çatışmaların şiddeti, yardım konvoylarının güvenli bir şekilde ihtiyaç sahiplerine ulaşmasını engelliyor.
Gelenekler ve Dualar: Umudun Kırıntıları
Tüm bu olumsuzluklara ve acılara rağmen Gazzeliler, Ramazan’ın manevi atmosferinden güç bulmaya çalışıyor. Yıkılmış camilerin enkazları üzerinde veya çadır kentlerde kurulan geçici mescitlerde bir araya gelerek teravih namazlarını kılıyor, dualar ediyorlar. Kaybettikleri sevdiklerini anarken, gelecek için barış ve huzur diliyorlar. Çocuklar, savaşın acımasız gerçekliğinden bir an olsun uzaklaşabilmek için enkazlar arasında kendi oyunlarını yaratıyor. Bu zorlu koşullar altında Ramazan’ı idrak etmeye çalışan Filistinlilerin direnişi, sadece fiziksel bir hayatta kalma mücadelesi değil, aynı zamanda kültürel ve manevi kimliklerini koruma çabası olarak da öne çıkıyor. Onlar için bu Ramazan, kayıpların, acının ve yokluğun ayı olduğu kadar, sabrın, duanın ve umudun da imtihanı anlamına geliyor. Gözler, uluslararası kamuoyunun bölgedeki bu insani trajediye son vermek için atacağı adımlarda ve gelecek günlerin ne getireceğinde.
