Bir Kuşağın Kimlik İnşası: Anadilde Eğitimin Yükselişi
Suriye’nin kuzey ve doğu bölgelerinde, on yılı aşkın bir süredir devam eden siyasi ve sosyal dönüşümün belki de en kalıcı ve derin etkilerinden biri, eğitim alanında yaşanıyor. Onlarca yıl boyunca kamusal alanda kullanımı kısıtlanan, hatta yasaklanan diller, şimdi milyonlarca çocuğun eğitim gördüğü okulların temelini oluşturuyor. Özellikle Kürtçe’nin eğitim dili haline gelmesi, bölgede adeta bir ‘kültürel rönesans’ olarak nitelendiriliyor. Bugün, bir milyonu aşkın öğrenci, kendi anadilinde yazılmış kitaplarla, kendi kültürünü anlatan bir müfredatla geleceğe hazırlanıyor. Bu durum, sadece bir eğitim reformu değil, aynı zamanda on yıllardır bastırılmış bir kimliğin yeniden inşası ve bir neslin kendi öz değeriyle tanışması anlamına geliyor.
Yasaklı Yıllardan Kurumsal Bir Yapıya: Eğitim Sisteminin Evrimi
Bu noktaya gelinmesi kolay bir süreç olmadı. 2011 öncesi Suriye’de, Baas rejiminin tek tip ulus yaratma politikası çerçevesinde Kürtçe konuşmak, yazmak veya öğretmek ciddi baskılarla karşılaşıyordu. Kürtçe isimler bile nüfusa kaydedilmezken, anadilde eğitim bir hayalden ibaretti. Ancak bölgedeki siyasi denklemin değişmesiyle birlikte, 2012’den itibaren yerel yönetimler tarafından ilk adımlar atılmaya başlandı. Başlangıçta gönüllü öğretmenlerin bodrum katlarında veya evlerde verdiği gizli derslerle filizlenen bu hareket, zamanla kurumsal bir yapıya kavuştu. İlk olarak ilkokul seviyesinde başlayan anadilde eğitim, yıllar içinde ortaokul ve lise seviyelerine, ardından da üniversitelere yayıldı. Bu süreçte en büyük zorluklardan biri, sıfırdan bir müfredat oluşturmak ve on binlerce ders kitabı basmaktı. Matematikten fen bilimlerine, tarihten coğrafyaya kadar tüm dersler, bölgenin çok dilli ve çok kültürlü yapısını yansıtacak şekilde yeniden yazıldı. On binlerce öğretmen bu yeni sisteme adapte olmak için eğitimden geçirildi ve yeni okullar inşa edildi veya eski okullar bu modele göre yeniden düzenlendi.
Çok Dilli ve Çok Kültürlü Bir Model: Sadece Kürtçe Değil
Bölgede kurulan eğitim sisteminin en dikkat çekici özelliklerinden biri, tek bir dil veya kültürü dayatmak yerine, bölgenin demografik çeşitliliğini kucaklamasıdır. ‘Demokratik ulus’ paradigması temelinde şekillenen bu model, her halkın kendi anadilinde eğitim görme hakkını savunuyor. Bu çerçevede, Kürt öğrencilerin ağırlıkta olduğu bölgelerde eğitim dili Kürtçe iken, Arap nüfusun yoğun olduğu Rakka ve Deyrizor gibi kentlerde eğitim dili Arapça olarak devam ediyor. Aynı şekilde, Süryani-Asuri halkının yaşadığı yerlerde ise Süryanice eğitim dili olarak kabul ediliyor. Okullarda, her öğrenci kendi anadilinin yanı sıra bölgedeki diğer halkların dilini (örneğin Kürtçe eğitim alan bir öğrenci Arapça, Arapça eğitim alan bir öğrenci Kürtçe) ve evrensel bir dil olarak İngilizce’yi de öğreniyor. Bu yaklaşım, farklı kültürler arasında bir köprü kurmayı, bir arada yaşama kültürünü güçlendirmeyi ve gelecek nesilleri daha kapsayıcı bir dünya görüşüyle yetiştirmeyi hedefliyor.
Gelecek Nesiller Üzerindeki Etkisi: Özgüven ve Kültürel Canlanma
Anadilde eğitimin çocuklar üzerindeki psikolojik ve sosyolojik etkileri, uzmanlar tarafından sıklıkla vurgulanan bir konu. Kendi dilinde öğrenim gören bir çocuğun, anlama ve kavrama becerileri daha hızlı gelişir, soyut düşünme yeteneği artar ve en önemlisi kendine olan güveni pekişir. Yıllarca kendi dilini ve kültürünü ‘ikinci sınıf’ olarak görmeye zorlanan bir toplum için bu, devrim niteliğinde bir değişimdir. Yeni nesil, kendi tarihini, edebiyatını ve coğrafyasını kendi dilinden öğrenerek büyüyor. Bu durum, bölgedeki sanatsal ve edebi faaliyetlerde de bir canlanmaya yol açmış durumda. Kürtçe yazılan şiirler, romanlar, tiyatro oyunları ve çekilen filmlerin sayısı gözle görülür bir şekilde artıyor. Eğitim sistemi, sadece bilgi aktaran bir mekanizma olmanın ötesinde, bir kültürün ve dilin yeniden hayat bulduğu bir yaşam alanına dönüşüyor.
Meydan Okumalar ve Geleceğe Bakış
Bu büyük dönüşüm, elbette önemli zorluklarla da karşı karşıya. Bunların başında, kurulan eğitim sisteminin ve verilen diplomaların uluslararası alanda tanınmaması geliyor. Bölgenin belirsiz siyasi statüsü, üniversitelerden mezun olan gençlerin gelecek planlarını olumsuz etkiliyor. Bir diğer önemli sorun ise finansal ve materyal yetersizlikler. Yıllardır devam eden çatışma ortamı, ambargolar ve ekonomik zorluklar, okulların fiziki şartlarının iyileştirilmesini, yeni teknolojilerin kullanılmasını ve öğretmen maaşlarının düzenli ödenmesini güçleştiriyor. Müfredatın içeriği ve ideolojik yönü konusundaki tartışmalar da zaman zaman gündeme geliyor. Ancak tüm bu zorluklara rağmen, bölgedeki halk ve eğitimciler, bu sistemin geleceği için kararlılıklarını sürdürüyor. Anadilde eğitim hakkını, varoluşsal bir hak olarak gören bu irade, Suriye’nin geleceğinde kültürel çeşitliliğin ve bir arada yaşamın en önemli teminatlarından biri olarak görülüyor. Bir neslin kendi diliyle kurduğu bu bağ, bölgenin sosyal dokusunu geri dönülmez bir şekilde değiştiriyor.
