Avrupa’nın Enerji Sahnesinde Soğuk Rüzgarlar: Fico’dan Kiev’e Kritik Uyarı
Avrupa, Ukrayna’daki savaşın gölgesinde bir başka kritik krizin eşiğinde. Slovakya Başbakanı Robert Fico, Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy’e yönelik son derece sert bir ültimatomla uluslararası gündemin merkezine oturdu. Fico, Rus doğal gazının Ukrayna üzerinden Avrupa’ya taşınmasını sağlayan transit anlaşmasının devam etmemesi halinde, ülkesinin Ukrayna’nın Avrupa Birliği (AB) üyelik müzakerelerini bloke edeceğini açıkça dile getirdi. Bu 48 saatlik mühlet, sadece iki ülke arasındaki ilişkileri değil, aynı zamanda Avrupa’nın enerji güvenliği ve siyasi birliğini de derinden sarsma potansiyeli taşıyor.
Gerilimin Kaynağı: Yıl Sonunda Bitecek Olan Transit Anlaşması
Mevcut krizin temelinde, Rusya’nın enerji devi Gazprom ile Ukrayna’nın Naftogaz şirketi arasında 2019’da imzalanan ve 31 Aralık 2024’te sona erecek olan doğal gaz transit sözleşmesi yatıyor. Savaş koşullarına rağmen devam eden bu anlaşma, Rus gazının Ukrayna toprakları üzerinden Slovakya, Avusturya ve İtalya gibi ülkelere ulaşmasını sağlıyor. Ukrayna tarafı, topraklarını işgal eden bir ülkeyle ticari anlaşmayı yenilemeyeceklerini defalarca net bir şekilde ifade etmişti. Kiev yönetimi için bu durum, hem ulusal bir onur meselesi hem de Rusya’nın savaş makinesine giden finansal kaynakları kesme stratejisinin bir parçası. Ancak bu kararlı duruş, Rus gazına hala önemli ölçüde bağımlı olan bazı Orta Avrupa ülkeleri için ciddi bir endişe kaynağı oluşturuyor.
Fico’nun Kozu: AB Üyeliği ve Veto Tehdidi
Slovakya Başbakanı Robert Fico, bu endişeleri diplomatik bir tehdide dönüştürerek dikkatleri üzerine çekti. Fico, yaptığı açıklamada, Ukrayna’nın gaz akışını kesmesi durumunda, Slovakya’nın bundan ekonomik olarak büyük zarar göreceğini ve bu zararın karşılıksız kalmayacağını belirtti. Tehdidin en can alıcı noktası ise Ukrayna’nın en stratejik hedeflerinden biri olan AB üyeliği süreci oldu. Fico, “Eğer Ukrayna, transitin durdurulmasının Slovakya ve Avusturya gibi ülkelere ne kadar zarar vereceğini anlamazsa, o zaman biz de Ukrayna’nın AB üyeliği müzakerelerinin başlaması konusunda destek vermeyiz” ifadelerini kullanarak rest çekti. Bu, AB içinde oy birliği gerektiren genişleme sürecinde, tek bir ülkenin bile tüm süreci nasıl kilitleyebileceğinin açık bir göstergesi olarak yorumlandı.
Slovakya’nın İkilemi: Enerji Güvenliği mi, Avrupa Dayanışması mı?
Robert Fico’nun pragmatik ve sert çıkışı, Slovakya’nın içinde bulunduğu zorlu durumu gözler önüne seriyor. Ülke, sanayisi ve ısınma ihtiyacı için hala büyük oranda Rus gazına bağımlı. Alternatif tedarik yolları ve kaynakları oluşturmak ise hem zaman hem de yüksek maliyet gerektiriyor. Fico hükümeti, ulusal çıkarları ve enerji arz güvenliğini önceliklendirerek, Avrupa’nın Rusya’ya karşı ortak cephe oluşturma politikasından ayrışan bir tavır sergiliyor. Bu durum, Fico’nun daha önce Ukrayna’ya askeri yardımları durdurma kararı gibi adımlarıyla da uyumlu bir politika izlediğini gösteriyor. Ancak bu tutum, Brüksel ve diğer AB başkentlerinde, birliğin dayanışma ruhuna aykırı davrandığı ve Rusya’nın dolaylı olarak ekmeğine yağ sürdüğü şeklinde eleştirilere neden oluyor.
Olası Senaryolar ve Kiev’in Vereceği Cevap
Önümüzdeki 48 saatlik kritik süre içinde masada birkaç olası senaryo bulunuyor. Ukrayna, Fico’nun baskısına boyun eğerek, doğrudan Rusya ile olmasa da Avrupalı bir aracı şirket üzerinden gaz akışının devamını sağlayacak bir formül üzerinde çalışabilir. Bu, Kiev’in “Rusya ile anlaşmıyoruz” söylemini korurken, pratikte gazın akmasına izin vermesini sağlayabilir. Bir diğer senaryo ise Kiev’in geri adım atmaması ve Fico’nun tehdidini uygulaması. Bu durum, Ukrayna’nın AB üyelik sürecinde ciddi bir gecikmeye ve AB içinde derin bir siyasi krize yol açabilir. Avrupa Komisyonu’nun ve Almanya gibi büyük aktörlerin araya girerek bir uzlaşı formülü bulmaya çalışması da muhtemel görünüyor. Zira Avrupa’nın ne yeni bir enerji krizine ne de Ukrayna konusunda kendi içinde yaşanacak bir çatlağa tahammülü var. Verilecek karar, sadece boru hatlarından akacak gazın kaderini değil, aynı zamanda savaşın ortasındaki bir kıtanın siyasi geleceğini de şekillendirecek.
