Türkan Elçi’nin ‘Çekimser’ Oyu: Siyasi Bir Karardan Daha Fazlası

Siyasi Arenada Ezber Bozan Bir Duruş: Türkan Elçi’nin ‘Çekimser’ Oyu

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin (TBMM) yoğun ve çoğu zaman kutuplaşmış atmosferinde, bazen bir ‘evet’ ya da ‘hayır’dan çok daha fazlasını anlatan oylar kullanılır. Bu oylar, sadece bir yasa teklifinin kaderini belirlemekle kalmaz, aynı zamanda bir siyasetçinin duruşunu, prensiplerini ve temsil ettiği değerleri de gözler önüne serer. Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Diyarbakır Milletvekili Türkan Elçi’nin son dönemdeki kritik bir oylamada kullandığı ‘çekimser’ oy, tam da bu türden, üzerinde derinlemesine düşünülmesi gereken sembolik bir eylem olarak kayıtlara geçti. Bu karar, Türkiye’nin yakın geçmişindeki acı hatıralar ve adalet arayışıyla iç içe geçmiş bir siyasi figürün, basit bir parti talimatının ötesine geçen vicdani bir manifestosuydu.

Peki, siyasi yelpazenin her iki kanadının da net pozisyon aldığı bir konuda, bir milletvekilini ‘çekimser’ kalmaya iten sebepler ne olabilir? Türkan Elçi’nin bu kararı, bir kararsızlık işareti mi, yoksa bilinçli ve çok katmanlı bir politik mesaj mı içeriyor? Bu sorunun cevabı, Elçi’nin kişisel geçmişinde, temsil ettiği değerlerde ve Türkiye’de siyaset ile adalet arasındaki karmaşık ilişkide saklıdır.

Geçmişin Gölgesinde Bir Karar: Adalet Arayışının Meclis’teki Yankısı

Türkan Elçi ismini, 2015 yılında Diyarbakır’da Dört Ayaklı Minare önünde yaptığı basın açıklaması sırasında katledilen, dönemin Diyarbakır Baro Başkanı ve insan hakları savunucusu Tahir Elçi’nin eşi olarak tanıdı Türkiye. Hayatını hukukun üstünlüğüne ve insan haklarına adayan birinin eşi olarak yaşadığı trajedi, onun siyasi kimliğinin ve duruşunun temelini oluşturmaktadır. Bu arka plan, onun Meclis’teki her eylemine, her sözüne farklı bir anlam katmaktadır. Özellikle yargı, dokunulmazlık ve adalet gibi kavramların tartışıldığı bir oylamada, onun vereceği karar sıradan bir siyasi tercih olmanın çok ötesine geçer.

Kullanılan çekimser oy, bu bağlamda bir ‘prensip oyu’ olarak okunabilir. Bu oy, oylamaya sunulan konunun taraflarından birini haklı bulmak yerine, sürecin kendisine, yani siyasetin yargı üzerindeki bir araç olarak kullanılmasına yönelik bir itirazı simgeliyor olabilir. Milletvekili dokunulmazlıklarının kaldırılması gibi hassas bir konuda, geçmişte yaşanan ve adil yargılanma hakkını zedeleyen örnekleri en yakından tecrübe etmiş bir isim olarak Elçi, bu mekanizmanın işleyişine dair köklü bir güvensizlik duyuyor olabilir. Dolayısıyla, onun ‘çekimser’ kalması, ne suçlananları aklama ne de suçlayanları onaylama anlamına gelir. Bu, daha çok, adaletin siyasi hesaplaşmalardan ari, evrensel hukuk ilkelerine bağlı kalarak tecelli etmesi gerektiğine dair güçlü bir vurgudur.

Parti Disiplini ve Vicdani Sorumluluk Arasındaki İnce Çizgi

Türk siyasetinde parti disiplini, milletvekillerinin oylamalardaki tutumunu belirleyen en önemli faktörlerden biridir. Grup kararları genellikle bağlayıcıdır ve bu kararların dışına çıkmak siyasi riskler barındırır. Ancak Türkan Elçi’nin kararı, bu geleneğin karşısına ‘vicdani sorumluluğu’ koyan önemli bir örnek teşkil etmektedir. Onun bu tutumu, bir milletvekilinin sadece partisinin bir üyesi değil, aynı zamanda kendi vicdanına ve temsil ettiği seçmenin değerlerine karşı da sorumlu olduğunu hatırlatır.

Elçi’nin bu kararı, parti içinde bir krize yol açmak yerine, farklı bir tartışmanın kapısını aralamış olabilir. Bir siyasi partinin, kendi içinde farklı seslere, özellikle de derin kişisel ve toplumsal trajedilerden beslenen vicdani duruşlara ne kadar alan açabildiği, o partinin demokratik olgunluğunun da bir göstergesidir. Elçi’nin oyu, bu anlamda sadece kişisel bir tercih değil, aynı zamanda siyasi partilerin kendi iç işleyişlerini ve farklılıklara yaklaşımlarını da sorgulatan bir ayna görevi görmektedir. Bu durum, ‘siyasetçi nedir?’ ve ‘temsil sorumluluğu nerede başlar, nerede biter?’ sorularını yeniden gündeme getirmiştir.

‘Çekimser’ Oylamanın Siyasi Mesajı ve Geleceğe Etkileri

Bir oylamada taraf olmamak, çoğu zaman en güçlü politik mesajlardan birini verebilir. Türkan Elçi’nin çekimser oyu, Türkiye siyasetinin keskin kutuplaşmasına bir reddiye olarak da yorumlanabilir. ‘Ya bizdensin ya onlardan’ dayatmasına karşı, üçüncü bir yolun, yani ilkeler ve hukuk temelinde bir duruşun mümkün olduğunu göstermektedir. Bu, özellikle adalet, hukuk devleti ve insan hakları gibi konularda, siyasi kamplaşmaların ötesinde bir ortak zemin arayışının önemini vurgular.

Bu kararın siyasi yankıları, kısa vadeli sonuçların ötesinde, uzun vadede daha anlamlı olabilir. Elçi’nin bu duruşu, benzer ikilemlerle karşı karşıya kalabilecek diğer siyasetçiler için bir emsal teşkil edebilir. Vicdan ve parti disiplini arasında sıkışan vekiller için bir cesaret kaynağı olabilir. Sonuç olarak, Türkan Elçi’nin bir oy pusulasına yansıyan kararı, aslında Türkiye’nin adaletle, geçmişle ve siyasetin doğasıyla olan karmaşık ilişkisinin bir özetidir. Bu, basit bir sayısal sonuçtan ziyade, üzerine düşünülmesi, tartışılması ve ders çıkarılması gereken nitelikli bir siyasi eylemdir.

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir