Ekonominin İki Yüzü: Biri Gülerken Diğeri Düşünüyor
Türkiye ekonomisi, son dönemde açıklanan sektörel güven endeksleri ile adeta iki farklı tabloyu aynı anda sergiliyor. Bir yanda tüketici harcamalarının nabzını tutan perakende sektöründe bahar havası eserken, diğer yanda ekonominin lokomotifi olarak kabul edilen inşaat sektöründe kara bulutlar dağılmıyor. Aylık olarak açıklanan son veriler, perakende ticaret sektöründe faaliyet gösteren firmaların geleceğe daha umutlu baktığını, ancak inşaat sektöründeki aktörlerin ise mevcut durumdan ve gelecek beklentilerinden endişeli olduğunu net bir şekilde ortaya koyuyor. Bu keskin ayrışma, ekonominin genel sağlığı ve gelecekteki büyüme patikası hakkında önemli ipuçları barındırıyor.
Perakende Sektöründe İyimserlik Rüzgarları
Perakende sektörü güven endeksindeki artış, sektördeki firmaların mevcut ve gelecekteki iş hacimlerine dair olumlu beklentilerini yansıtıyor. Bu artışın arkasında birkaç temel dinamik yatıyor. Öncelikle, tüketicilerin son dönemdeki harcama eğilimleri, perakendecilerin satış rakamlarına olumlu yansımış görünüyor. Mevcut iş hacmi-satışlar ve gelecek üç aydaki iş hacmi-satışlar beklentisi alt endekslerindeki yükselişler bu durumu teyit ediyor. Sektör temsilcileri, özellikle belirli ürün gruplarında talebin canlı kaldığını ve bunun da stok seviyelerini optimize etmelerine olanak tanıdığını belirtiyor.
Bu iyimserliğin nedenleri arasında şunlar sayılabilir:
- Tüketici Eğilimleri: Yüksek enflasyon ortamında, bazı tüketicilerin “bugün al, yarından daha ucuzdur” mantığıyla harcamalarını öne çekmesi, kısa vadede perakende satışlarını destekliyor olabilir.
- Turizm Etkisi: Özellikle turizm sezonunun getirdiği canlılık, yabancı turistlerin harcamalarıyla birlikte perakende sektörüne ek bir ivme kazandırıyor.
- Stok Yönetimi: Firmaların mevcut mal stok seviyelerini daha iyi yönetmesi ve gelecek dönem siparişlerine yönelik olumlu beklentileri, genel güveni artıran bir diğer faktör olarak öne çıkıyor.
Ancak bu olumlu tablonun sürdürülebilirliği, hane halkı gelirlerinin reel olarak artıp artmayacağına ve genel makroekonomik istikrarın sağlanıp sağlanamayacağına bağlı olacaktır. Kısa vadeli bir canlanmanın kalıcı bir toparlanmaya dönüşmesi için daha geniş kapsamlı ekonomik iyileşmeler gerekmektedir.
İnşaat Sektöründe Tehlike Çanları
Perakendedeki olumlu havanın tam tersine, inşaat sektörü güven endeksinde gözlemlenen gerileme, sektörün içinde bulunduğu zorlukları gözler önüne seriyor. İnşaat, doğası gereği yüksek sermaye gerektiren, uzun vadeli planlamalara dayanan ve faiz oranlarına son derece duyarlı bir sektördür. Son dönemde uygulanan sıkı para politikası ve yükselen faiz oranları, hem konut kredilerine erişimi zorlaştırarak talebi baskılamakta hem de inşaat firmalarının finansman maliyetlerini ciddi şekilde artırmaktadır.
İnşaat sektöründeki güven kaybının temel sebepleri şunlardır:
- Yüksek Maliyetler: Çimento, demir gibi temel inşaat malzemelerindeki durdurulamayan fiyat artışları, proje maliyetlerini öngörülemez hale getiriyor ve kar marjlarını eritiyor.
- Finansman Zorlukları: Yüksek kredi faizleri, yeni projelere başlamayı riskli hale getirirken, konut alıcılarının da piyasadan çekilmesine neden oluyor. Bu durum, alınan kayıtlı siparişlerin mevcut düzeyini gösteren alt endeksteki düşüşle de kendini belli ediyor.
- Talep Belirsizliği: Konut fiyatlarının alım gücünün çok üzerine çıkması ve krediye erişimdeki zorluklar, iç talebi önemli ölçüde zayıflatıyor. Gelecek üç aydaki toplam çalışan sayısı beklentisindeki zayıflama da firmaların yeni istihdam yaratma konusunda çekimser kaldığını gösteriyor.
Bu Ayrışma Ekonomi İçin Ne Anlama Geliyor?
Perakende ve inşaat sektörleri arasındaki bu makasın açılması, ekonomide dengesiz bir yapıya işaret ediyor. Perakendedeki canlılık kısa vadede büyümeyi desteklese de, bu durumun büyük ölçüde tüketime dayalı olması, sürdürülebilirlik konusunda soru işaretleri yaratıyor. Öte yandan, istihdam ve yatırım için kritik öneme sahip olan inşaat sektöründeki yavaşlama, ekonominin uzun vadeli büyüme potansiyeli için bir risk teşkil ediyor.
İnşaat sektörü, kendisiyle birlikte 200’den fazla alt sektörü harekete geçiren bir çarpan etkisine sahiptir. Bu sektördeki bir daralma, mobilyadan beyaz eşyaya, seramikten lojistiğe kadar geniş bir yelpazede ekonomik aktivitenin yavaşlaması anlamına gelebilir. Dolayısıyla, politika yapıcıların önündeki en büyük zorluklardan biri, enflasyonu kontrol altına alırken perakendedeki canlılığı korumak ve aynı zamanda inşaat gibi stratejik bir sektörün tamamen durma noktasına gelmesini engellemektir. Gelecek dönemde atılacak adımlar, bu hassas dengenin nasıl yönetileceğini ve Türkiye ekonomisinin yönünü belirleyecektir.
