Giriş: Tarım Politikaları Üzerinden Toplumsal Mesajlar
Türkiye’de tarım, yalnızca ekonomik bir faaliyet alanı olmanın ötesinde, sık sık siyasi ve toplumsal tartışmaların merkezinde yer alan stratejik bir konudur. Son dönemde üst düzey yetkililer tarafından yapılan açıklamalar, bu tartışmayı yeniden alevlendirerek, konuyu sadece üretim rakamları ve verimlilik ekseninden çıkarıp, toplumsal kutuplaşma ve kimlik siyaseti düzlemine taşıdı. Tarımın geleceğine dair iyimser bir tablo çizilirken, bu alandaki eleştirilerin “elitist bir kibir” olarak nitelendirilmesi, tarım ve siyaset arasındaki derin bağı bir kez daha gözler önüne serdi. Bu makale, söz konusu tartışmanın katmanlarını aralayarak, hem Türkiye tarımının mevcut durumunu hem de bu tartışmanın arkasındaki sosyo-politik dinamikleri analiz etmektedir.
Türkiye’nin Tarım Vizyonu ve Karşılaşılan Zorluklar
Türkiye, coğrafi konumu, iklim çeşitliliği ve verimli toprakları sayesinde önemli bir tarımsal potansiyele sahiptir. Hükümet yetkilileri, bu potansiyele vurgu yaparak Türkiye’de tarımın asla bitmeyeceğini, aksine teknolojik yatırımlar ve doğru politikalarla daha da güçleneceğini sıkça dile getirmektedir. Bu vizyon, yerli tohumculuğun geliştirilmesi, sulama altyapısının modernizasyonu, çiftçiye yönelik desteklerin artırılması ve tarımsal hasılanın yükseltilmesi gibi hedefleri içermektedir. Stratejik ürünlerde kendine yeterlilik ve ihracatın artırılması, bu politikaların temel motivasyonunu oluşturmaktadır.
Ancak bu iyimser tablonun karşısında sektörün yüzleştiği ciddi zorluklar da bulunmaktadır. Küresel iklim değişikliğinin yol açtığı kuraklık, artan girdi maliyetleri (gübre, mazot, ilaç), kırsal nüfusun yaşlanması ve gençlerin tarımdan uzaklaşması gibi yapısal sorunlar, sektörün sürdürülebilirliği önündeki en büyük engeller olarak durmaktadır. Uzmanlar, bu sorunlara kalıcı çözümler üretilmeden atılacak adımların yetersiz kalacağını belirtirken, politik söylemlerin sahadaki gerçeklerle ne kadar örtüştüğü de önemli bir tartışma konusudur.
“Elitist Zihniyet” Tartışması ve Siyasal Sembolizm
Tarım politikalarına yönelik eleştirilerin, “Dağdaki çobanın oyu ile benim oyum bir mi?” ifadesiyle sembolleşen “elitist bir zihniyetin kibri” olarak tanımlanması, konunun ekonomik boyutunu aşarak siyasi bir alana taşındığını göstermektedir. Bu ifade, Türkiye siyasetinde uzun süredir devam eden merkez-çevre, şehirli-köylü, eğitimli-halk ayrışmasının sembolik bir yansımasıdır. Bu retorik, siyasi aktörler tarafından, kendilerini “halkın iradesinin” ve kırsal kesimin temsilcisi olarak konumlandırırken, muhalif sesleri ise halktan kopuk, milleti küçümseyen bir zümre olarak etiketlemek için kullanılmaktadır.
Bu söylem, tarımı ve çiftçiyi savunmanın, aslında demokratik değerleri ve milli iradeyi savunmakla eşdeğer olduğu mesajını verir. Tarım sektörüne yönelik eleştiriler, bu çerçevede sadece teknik bir tenkit olarak değil, aynı zamanda kırsal yaşam tarzına, üreticiye ve dolayısıyla halkın çoğunluğuna yönelik bir saygısızlık olarak kodlanmaktadır. Bu durum, seçmen tabanını konsolide etme ve siyasi kutuplaşmayı derinleştirme işlevi görmektedir. Dolayısıyla, tarımın geleceği hakkındaki bir tartışma, hızla kimin halkın yanında, kimin karşısında olduğu şeklinde bir siyasi mücadeleye dönüşebilmektedir.
Sektör Paydaşları ve Uzmanların Bakış Açısı
Siyasi tartışmaların gölgesinde, sektörün gerçek paydaşları olan çiftçiler, ziraat mühendisleri ve akademisyenler ise meseleye daha pragmatik bir açıdan yaklaşmaktadır. Çiftçi örgütleri, artan maliyetler ve borçluluk sarmalı nedeniyle üretim yapmakta zorlandıklarını, verilen desteklerin bu maliyetleri karşılamakta yetersiz kaldığını dile getirmektedir. Onlar için tarımın bitip bitmemesi, soyut bir tartışmadan ziyade, tarlaya ektikleri tohumun karşılığını alıp alamayacakları sorusunda somutlaşmaktadır.
Ziraat mühendisleri ve akademisyenler ise Türkiye’nin acilen su kaynakları yönetimi, iklim değişikliğine uyumlu üretim desenleri ve verimliliği artıracak teknolojik dönüşüm gibi konulara odaklanması gerektiğini vurgulamaktadır. Bilimsel verilerden uzak, popülist söylemlerle şekillenen politikaların, uzun vadede gıda güvenliği için risk oluşturabileceği uyarısında bulunmaktadırlar. Onlara göre, tarımın geleceği, siyasi polemiklerle değil, akılcı ve bilimsel planlamalarla güvence altına alınabilir.
Sonuç: Siyasetin Ötesinde Sürdürülebilir Bir Gelecek Arayışı
Sonuç olarak, Türkiye’de tarımın geleceği üzerine yapılan tartışmalar, çok katmanlı bir yapıya sahiptir. Bir yanda ülkenin tarımsal potansiyeline olan güçlü inanç ve bunu siyasi bir argüman olarak kullanan bir irade, diğer yanda ise sektörün yüzleştiği somut ve acil çözüm bekleyen yapısal sorunlar bulunmaktadır. Tarım politikalarının “elitizm” ve “halkçılık” gibi siyasi kavramlar üzerinden tartışılması, asıl çözüm bekleyen meselelerin üzerini örtme riski taşımaktadır. Türkiye’nin gıda arz güvenliğini ve kırsal kalkınmasını güvence altına almasının yolu, kutuplaştırıcı siyasi söylemlerden ziyade, tüm paydaşların sesine kulak veren, bilimsel verilere dayalı, uzun vadeli ve sürdürülebilir politikalar üretmekten geçmektedir. Çiftçinin emeğinin karşılığını aldığı, tüketicinin güvenli gıdaya makul fiyatlarla ulaştığı bir sistemin inşası, siyasi farklılıkların ötesinde bir ulusal hedef olmalıdır.
